TRAVMA NEDİR?
Fiziksel ve psikolojik bütünlüğümüzü tehdit eden her türlü olay travma sayılabilmektedir. Yaşamımıza, vücut bütünlüğümüze, inanç sistemlerimize, sevdiklerimize yönelik bir tehdit olgusu vardır. Travma, hiç beklemediğimiz bir anda hazırlıklı olamayacağımız bir şekilde, bütünlük ve süreklilik gibi, varlığımızı yasladığımız temel hayat referanslarımıza inen ani bir darbedir. Bizi geçmişimiz ve geleceğimizden- şiddetine bağlı olarak- belli bir süre için koparan bir zamansızlık halidir. Ayrılık ve boşanma, iş kaybı, aile içi şiddet, tecavüz, trafik kazası, ani hastalık, sakat kalma ve ani ölümler kişisel travma listesine girerken, savaş, terör, doğal afetler, büyük çaplı ekonomik krizler toplumsal travmalar başlığı altında ele alınır.
Travma sonrası görülen tepkiler; duygusal tepkiler (şok,üzüntü, öfke,endişe, suçluluk v.b), fiziksel tepkiler (baş ağrısı, göğüs ağrısı, kalp sıkışması v.b), davranışsal tepkiler (uyku ve yeme bozuklukları, sosyal çevreden uzaklaşma v.b) olarak görülebilmektedir.
KRİZ NEDİR?
Günlük yaşam deneyimlerimizin ve kontrolümüzün dışında gelişen, çoğu kez ani olan şiddetli bir etki oluşturan, baş etme kapasitemizin dışına çıkan ve belirli bir gerilim, zorlanma, kaygı ya da çatışma oluşturan olay veya durumlardır. Krizin kaynaklarda yer alan bir takım evreleri vardır; şok, savunmak için geri çekilme, kabul etme, adaptasyon ve geri çekilme, krize müdahaledir.
ENGELLİ ÇOCUK VE AİLE
Aile toplumun en küçük ve en temel birimidir. Ancak aile ülkeden ülkeye, kültürden kültüre farklılıklar göstermekle beraber, aynı ülke içinde de farklılıkları vardır. Bu açıdan ailenin belirgin bir tanımını yapmak zor olabilmektedir. Çocuklar ailenin bir parçası olmakla beraber aynı zamanda da anne-babanın gelecekteki kurmayı hayal ettikleri binalarıdır. Onları kendilerine bir dayanak gibi görürler.
Toplumlarda çocuklar, geleceğin yetişkini olarak özenle yetiştirilen, eğitilen ve eldeki olanaklar en üst düzeyde kullanılarak, tüm gereksinimleri karşılanan bireylerdir. Anne babalar için hayatın anlamı, uluslar için geleceğin yöneticileri olarak algılanır.
Annenin gebeliği ile beraber aileye yeni gelecek olan birey için hazırlıklar başlar. Anne baba adayları hamilelik sürecini heyecan verici bir durum olarak değerlendirirler. Bebeğin geleceği hakkında daha bu süreçteyken planlar yapılır; hayatın nasıl değişeceğine ilişkin hayaller kurulur. Tabi her şeyin üzerinde istenen ise, doğacak çocuğun sağlıklı ve mutlu olmasıdır. Bebeğin beklenenden farklı özelliklerle doğması, anne-babaların bebeklerine ve kendi yaşamlarına ilişkin geliştirmiş oldukları planların ve bakış açılarının değiştirilmesini gerektirebilir. Örneğin; bebeğin bakımı için annenin işinden ayrılması gerekebilir veya yakın akrabalar çocuğun eğitimine destek olmak amacıyla aileyle birlikte yaşamaya başlayabilir, çocuğun iyi bir eğitim alabilmesi için eğitim seçeneklerinin daha iyi olduğu düşünülen başka bir şehre taşınmak bile gerekebilir. Bu durumların her biri aile içi ilişkilerin değişmesini ve ailenin yeniden yapılanmasını gerektirir.
Anne babanın planladıkları hayatı engelli çocukları nedeniyle değiştirmek zorunda kalmaları ve yeni yapılanmaya ihtiyaç duymaları kendi başına bir kaygı ve stres kaynağı olabilir. Bunun yanı sıra anne-babalar engelli bir çocuğu kabullenme ve uyum sağlama sürecinde değişik duygular yaşayabilmektedirler. Bu duygularla başa çıkmak zor ve yorucu bir sürecin başlangıcıdır.
Çocuklarının normalden farklı olduğunun öğrenilmesi aile bireyleri üzerinde büyük bir baskı oluşturabilmektedir. Engelin ne zaman fark edildiği ve türü bu anlamda çok fazla önemli sayılmamaktadır. Anne-babaların yoğunlukla yaşadığı hayal kurulan normal ve mükemmel çocukla beraber, kendilerinin de bir parçasının sonsuza değin yitirildiği duygusudur. Buna bağlı olarak anne-babalar geniş bir yelpaze içinde çok değişik duygu ve davranış örüntüleri sergileyebilirler. Tüm bunlar doğal olup, anne-babaların bu duyguları yaşayarak çözüm yolları bulmaları gerekmektedir.
Engelli bir çocuğa sahip olmak aile sistemini değişik şekillerde etkileyebilmekle beraber her bir aile için de durum farklıdır. Önemli olan ise, ailenin probleme karşı tutumlarını ve problemle başa çıkabilmek için benimsediği çözümleri anlayarak, bu çözümlerin güçlendirilmesinde veya etkin hale getirilmesinde yardımcı olunmasıdır. Çocuğun engelini anlamak ve bu durumu kabullenmek, engeli ortadan kaldırmaz. Ancak aile çocuğu kabullendiğinde, çocuğun eğitimle beraber göstereceği gelişme zenginleşmektedir.
Engelli çocukların ailelerini psikolojik açıdan hasta bir grup olarak görmek yanlıştır. Daha çok bir kriz durumuyla karşı karşıya kalan ve bu duruma yönelik çözüm yolları arayan bireyler olarak değerlendirilmelidir. Genellikle engelli çocukların aileleri çocuğun engeli ortaya çıkana kadar uyumlu ve normal bireyler olup, karşılaştıkları durum nedeniyle duygusal sarsıntı geçiren insanlardır.
Her ailenin ve aile içindeki bireylerin engele karşı gösterdiği tepki birbirinden farklı olmakla beraber, çok genel bazı duygusal tepkilerden söz edilebilir. Yapılan çalışmalar ailelerin bu tip tepkilerinin çocuğun engelinin türüyle bağlantılı olmadığını gösterirken, tepkilerdeki yoğunluğun derecesinde farklılık olabilmektedir. Bazı aileler için engelli bir çocuğa sahip olmak katlanılamaz bir felaket olarak görülürken, diğerlerinde geçici bir kriz dönemi ya da bazılarında kendi başına bir problem olmak gibi günlük yaşamın sürdürülmesi sırasında başa çıkılması gereken sorunlardan biri olarak algılanmaktadır. Bununla birlikte ailelerin birçoğu engelle ilgili olarak daha önceden herhangi bir bilgiyle karşılaşmamış olup, bu problemle nasıl başa çıkabileceği konusunda herhangi bir fikri bile olmayan bireylerdir.